Serbest bölge türlerini birbirinden kesin çizgilerle ayırmak mümkün olmayabilir. Ancak iki kritere dayanarak sınıflandırmak mümkün olabilir. Birinci kriter, serbest bölgede sürdürülen faaliyetlerin türüyle ilgilidir. Serbest bölgenin faaliyetleri sadece ticari olabileceği gibi, ticari ve endüstriyel bir nitelikte taşıyabilir. Gelişmişülkelerde bulunan serbest bölgelerin çoğu temel olarak ticari rol üstlenmişlerdir.Gelişmekte olan ülkeler ise endüstriyel amaçlı serbest bölge kurma eğilimi daha fazla görülebilir. İkinci kriterise, bölge faaliyetlerinin iç piyasaya mı yoksa ihracata yönelik mi olduğunun belirlenmesi esasına dayanır. Bazı ülkelerde serbest bölgeler hem iç hem de dış pazarlara yönelik olarak çalışabilirler, bazılarında ise özellikle gelişmekte olan ülkelerde yaygın olarak görüldüğü gibi iç piyasaya üretimin yasaklandığı göze çarpmaktadır.
(daha&helliip;)
Geçtiğimiz günlerde, televizyon programıma Türkiye Nakliyeciler Derneği’nin sevgili Başkan’ı Erol Özçelik’i davet ettim. Kendisi ile yurt içi taşımacılık üzerine güzel bir sohbet gerçekleştirdik. Bu yazımda, aklımda kalan bazı önemli noktaları paylaşmak ve dikkatinizi çekmek istedim.
Yurt içi taşımacılıkta tahmini verilere göre, 700 bin civarı aracın olduğu biliniyor. Bu sayının ne denli büyük olduğunu sanırım tasavvur edebilmişsinizdir. Böylesine büyük, böylesine önemli ve istihdam açısından da ciddi boyutta yarar sağlayan böyle bir sektör, hak ettiği yerde mi, ve bu sektördeki insanlar mutlu mu diye dönüp bir bakmak gerekiyor. Bu sektörün de çok büyük problemleri var elbette. Ancak öncesinde, son dönemlerde yaşanılan gelişmeler ile sektörde meydana gelen değişikliklere dikkatinizi çekmek istiyorum.
(daha&helliip;)
Lojistik faaliyetlerle ilgili yaklaşık 60’a yakın bölüm, yeni mezunlarını (sanırım 4.000 civarında) verdi.
İş bulabilenler şanslı, iş bulamayanlar ise pes etmemeli ve karamsarlığa düşmemeli (hepimiz yaşadık).
İş bulanlar, lojistik faaliyetlerde görev alarak profesyonel iş hayatına başlayacak ve onlar için hem zorlu hem de zevkli bir dönem başlayacak.
Bütün gençler, hoş geldiniz diyerek naçizane birkaç önerimi paylaşmak isterim.
(daha&helliip;)
Türkiye’de serbest bölgelerin yer ve sınırlarını belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkili olup, serbest bölgelerin kamu kurum ve kuruluşlarınca, yerli veya yabancı gerçek ve tüzel kişilerce kurulmasına işletilmesine Bakanlar Kurulunca izin verilmektedir.
Ancak, 4558 sayılı Gümrük Kanununda veya 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununda bir serbest bölgenin kurulabilmesi için hangi şartların arandığına, hangi belgeler ile hangi usuller izlenerek başvuruda bulunabileceğine ilişkin detaylı hükümlere yer verilmemiştir.
(daha&helliip;)
Türkiye’de serbest bölge uygulamasının tarihi oldukça eski olup, Cumhuriyet öncesi döneme kadar gitmektedir. Türkiye’de serbest bölge kurulması ile ilgili somut ve kalıcı sonuçlar veren çalışmalar 1980’lerde başlamış olmakla beraber, bundan önceki çalışmaların geçmişi Osmanlı İmparatorluğu dönemine kadar uzanmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde Tuna Nehri’nin denize ulaştığı yerde bulunan Şulina kentinin liman bölgesinde bir serbest bölge kurulması için ilk adımlar atılmıştır. Bugün Romanya sınırları içinde Tuna Nehri’nin Karadeniz’e döküldüğü yerde bulunan ve halen serbest bölge olan Şulina Limanı’nın 1870 yılında serbest bölge haline getirildiği bilinmektedir. 29 Mart 1870 tarihinde bu liman bölgesine giren eşyanın ihraç edilmesi kaydıyla vergi ve resimden bağışık tutulması kararı alınmıştır.
Bu alandaki ikinci girişim 1908 Devriminden sonra İttihat ve Terakki Dönemi’nde başlatılmış, Çekmece Gölü veya Yedikule sahilinde serbest bölge kurulması için bir komisyon oluşturulmasına karşın, bu çalışmalar sonuç vermemiştir.
(daha&helliip;)
