“Yetişmiş eleman/Tecrübeli eleman” sıkıntısından söz etmeyen bir sektör, sanayi veya hizmet kolu var mıdır bilemiyorum. Açıkçası ve samimi olarak ifade etmek gerekirse, bu konudan şikâyet etmeyen işverenin pek olduğunu zannetmiyorum. Türk sanayi ve ticaret hayatının içerisinde yer alan neredeyse tüm işletmeler, ara sıra da olsa eleman ararken ve işe alımlar sırasında bu konuda sıkıntı çekmektedir.
Güncel ve beğendiğim deyimiyle “İnsan kaynakları” konusundaki ihtiyaçlar hâlâ eş, dost, tanıdık aracılığıyla halledilmeye çalışılıyorsa da, neredeyse herkes, isteseler de istemeseler de, işin sistematik bir biçimde halledilmesi gerektiğini görüyorlar. Bu konu sadece işe yeni birisini almakla kısıtlı olmasa gerek diyerek başlık konumuza dönüyoruz.
(daha&helliip;)
Son dönemde yine lojistik kelimesini fazla irdelemeye, içeriğini netleştirmeye ve kimlerin lojistikçi (!) olduğunu anlamaya çabalar hale geldik. Daha önceleri de tartışılan bu konuyu yine öylesine fazla konuşur hale geldik ki; lojistik nedir, kimler lojjistikçidir, lojistik neleri kapsar, yalnızca yurtiçi taşımacılık yapan bir firma lojistikçi sayılır mı, antrepo hizmeti veren bir firma lojistikçi midir, gümrük müşavirliği şirketi lojistik işi mi yapıyor sayılır gibi havada onlarca soru dolaşıyor ve bu çelişkiler de elbette havayı bulutlandırıyor. Özellikle sektörün Güzin ablaları görülen bazı meslekdaşlarıma da benzer soruların sıkça geldiğine eminim. Ben bugün bu konuya biraz farklı bir bakış açısı ile yaklaşmak ve tekrar ele almamak üzere görüşlerimi aktarmak istiyorum.
(daha&helliip;)
Kocaeli Bölgesinin Lojistik Master Planının hazırlanmasında yer alıyorum. Bu çalışma ile ülkemizin lojistik açısından en yoğun, en karmaşık, en zor ve geleceği en karanlık bölgesini inceleme olanağı buldum. Bölgedeki, cesur sanayiciler yıllarca önce, küçük ölçekle başlayan yatırımlarının hammadde gereksinmelerini kara yolu ile karşılamışlar ve ürettikleri ürünleri yurt içine veya kısmen yurt dışına, yine kara taşıma araçları ile sevk etmişler. Zaman içinde ölçekleri büyümüş, Özellikle Dilovası bölgesindeki OSB yapılanması ile artan hammadde taleplerinin ekonomik yoldan karşılanması veya üretimlerinin kolayca ihracatı için; fabrikalar deniz kıyısında kendi iskelelerini oluşturmuşlar. Devletin, özel iskelelere kurum dışında iş yapma yetkisi vermesiyle birlikte, bu iskeleler büyümüş, boyları uzamış, arka alanları dar olanlar deniz doldurarak liman arka sahası elde etmişler ve dışarıya da liman hizmeti vermeye başlamışlar.
Konteyner taşımasının gelişmesi ile birkaç liman konteyner elleçlemeye başlamış, likit elleçleyen limanlar oluşmuş, konvansiyenel kargo veya dökme yük konusunda ihtisaslaşan limanlar ortaya çıkmış. Bu gün için Türkiye sanayisinin büyük bir oranı bu bölgede bulunmakta. Yükler de bu bölgeye gelmekte ve gitmekte.
(daha&helliip;)
Eskiden kalma deyişlerimizden biri de ” Küçük Olsun, Benim Olsun ” deyişidir. Doğruluğunu veya yanlışlığını bir kenara bırakırsak, işbirliği kültürüne uzak durma eğilimini belirten bir deyiş olduğu kuşkusuz. Oysaki bilginin hızla şekil değiştirdiği ve geliştiği bugün, işletmelerin kendi içlerine kapanıp dışarıdaki gelişmelerden uzak kalmalarının maliyeti çok yüksek oluyor. Türk ihracatçısı için 2023 yılı ihracat hedefi olarak konulan 500 milyar ABD dolarına erişebilmenin anahtarlarından birinin, Ar-Ge olduğu sürekli vurgulanıyor. Çünkü yeni bir şeyler üretebilme, var olan üretimin farklılaştırılması ve/veya daha verimli üretilmesi, farklı teknolojiler kullanılarak üretilebilmesi gibi daha da çoğaltabileceğimiz liste kapsamındaki çalışmalarla, araştırmalar yapılıp bir şeylerin geliştirilmesi gerek şart oluyor.
KOBİ sahibi veya yöneticisi dostlarımızla yaptığımız sohbetlerde en çok duyduğumuz ifadelerden birisi de ” hocam biz bir garip KOBİ’yiz, etimiz ne budumuz ne ki biz ar-ge denilen şeye kaynak ayırabilelim.” Bu ifadelere hemen karşı çıktığımı belirtmek isterim. Çünkü Türk sanayisi ile iç içe geçen uzun ihracat hayatımızda, öyle firmalarla karşılaştık ki, yaptıklarına hayran olmamak ve takdir etmemek imkânsız. Ancak vurgulamamız gereken ilginç bir nokta var. İşletmelerimiz, Ar-Ge çalışması yapmaktan söz edilince, hemen bir çekingenlik gösteriyor, insan ve finansman kaynağı yetersizliğini vurguluyor ve Ar-Ge denilen çalışmadan duydukları korkuyu söylemeseler de hissettiriyorlar.
(daha&helliip;)
Son yıllarda devlet politikalarında büyük oranda bir değişim söz konusu. Şüphesiz bunun en büyük sebebi 3 dönemdir iktidarın tek bir partide olması. Ve bu durum geride bıraktığımız yıllarda Türk dış politikasını daha geniş eksenli ve daha kapsayıcı bir hale getirirken, ülke içinde yapılan bazı değişimler de şüphesiz ülkemizin kaderinde önemli bir rol oynuyor.
Bu değişimlerin en başında gelenlerden biri de yapılan ve hala yapılmaya devam eden ‘özelleştirmeler’. Şöyle bir bakıyorumda özelleştirme adına neleri elden çıkarmadık ki; Türk Telekom’dan Tüpraş’a, Petkim’den Mersin Limanı’na kadar bir çok kurum; devletin işi işletme yönetmek değil diyerek farklı firmalara ve yabancı devletlere verildi. Yapılan bu özelleştirmelerin doğruluğu, getirisi elbette sorgulanabilir ama benim konum; nedense özelleştiremediğimiz ya da en azından serbestleştiremediğimiz demir yolları.
(daha&helliip;)