Her yiğidin farklı bi yoğurt yemesi vardır derler. Bu sebeple her ne kadar burada anlatacaklarım bütün şirketler için geçerli olmasa da sürecin genel de bu şekilde işlediğini söylememiz mümkün.
Öncelikle bayilerden, pazarlama ya da ilgili departmanlardan yapılacak olan ihracat ya da ithalat işlemi için ilgili deparmandan araç talebinde bulunulur. O andaki araç durumları göz önüne alınarak olumlu ya da olumsuz bir geri dönüş yapılır.
(daha&helliip;)
İnsan vucüdu ilk doğduğu andan itibaren hiçbir olumsuz etkiye maruz kalmaz ve beklenmedik bir durum olmazsa yaklaşık 170 yıl kadar yaşayabilecek bir kapasiteye sahip. Ama ne var ki bazı kötü sebeplerden ötürü bu 170 yıllık hakkımızın çoğu zaman yarısını bile kullanamıyoruz. Sebeplerini sıralamaya kalkarsak elbette bir çok şeyi sayabiliriz. Fakat benim burda değineceğim kısım geçtiğimiz günlerde İstanbul Üniversitesinde katıldığım panelin de sebebi olan yaşadığımız Dünya’ya vermiş olduğumuz zarar olacak.
(daha&helliip;)
Yine ülkemiz ve sektörümüz adına sevindirici bir gelişmeden daha bahsetmek insanı ayrı bir heyecanlandırıyor gerçekten. Sanırım 2010 yılı Lojistik’in adına güzel geçmeye devam edecek.
Hep bahsettiğimiz ve bununla da övündüğümüz transit geçiş noktasında olma özelliğimizi yavaş yavaş kullanmaya başladık. 15 Ekim 2010 günü ülkemiz lojistik tarihinde ayrı bir öneme sahip artık, çünkü “ilk uluslararası lojistik üssünü” açmayı başardık.
Cumhuriyetimizin ilk yıllarında kişilerin yatırım yapacak sermaye birikiminin olmadığı, bankacılık sisteminin henüz oluşmadığı dönemde; lojistik konusundaki temel yatırımları devlet eliyle yaptık. Önce limanlar inşa ettik. Planlanırken büyük düşünülen, ancak daha sonra arka alanlarını kullanmak zorunda kaldığımız limanlar. Şimdi şehir içine sıkışmış duruyorlar. Bu limanların hepsine demiryolu taşıdık ve işletmelerini de TCDD’ye verdik. Büyük fabrikalar kurduk. Demiryolu ağımızı bu fabrikalara kadar götürdük.
(daha&helliip;)

