CMR (Convention Marchandise Routier) sözleşmesi 1978 yılında Cenevre’de oluşturulmuş ve 1979 yılında Birleşmiş Milletler tarafından imzalanmak üzere Dünya devletlerine gönderilmiştir. Türkiye, 1995 yılında bu sözleşmeyi imzalayarak Uluslararası Karayolu nakliyesi için sözleşmenin şartlarının geçerliliğini onaylamıştır.
CMR, yükün uluslararası taşınmasında göreceği zarar, ziyan, kayıp ve gecikmeler için tarafların sorumluluk ve yükümlülüklerini ortaya koyan çok uluslu bir anlaşmadır. Taraflar gönderici, taşıyıcı ve alıcı olarak ele alınır.
CMR konvansiyonuna göre taşıyıcı, yükü teslim aldığı andan alıcıya teslim edene kadar yüke kısmen veya tamamen gelecek zarar, ziyan ve kayıplardan sorumlu olduğu gibi gecikmeden de sorumludur.

CMR Konvansiyonu
Türkiye genelinde eğitim veren; Tedarik Zinciri Yönetimi, Lojistik ve Uluslararası Ticaret bölümlerinde okuyan öğrenci arkadaşlarım ile devamlı iletişim halindeyim. Elimden geldiğince, vakit buldukça onlar ile görüşmeler yapıyoruz. Sorularına ve yardım taleplerine naçizane cevap vermeye çalışıyorum. Sıkıntılarını dinliyor, onlar ile istişareler yapıyor, bir çözüm yolu bulmak adına konuşuyoruz. Bu bağlamda, bizzat mentörlüğünü yaptığım 6 tane öğrenci arkadaşım var.
Şunu gördüm ki bu arkadaşlarımız gerçekten lojistik öğrenmek istiyor. Gayret gösteriyor. Lojistik kulüpleri kurup ellerinden geldiğince öğrenme ve pratik odaklı aksiyonlar içine giriyorlar. Kimi zaman kendi ceplerinden paralar ödeyerek geziler düzenliyor, derslerde öğrendikleri teorik bilgileri pratik anlamda gözlemliyorlar.
Bazı üniversitelerimizin maddi anlamda problemleri yok. Sponsor destekli veya üniversite yönetimin destekleri ile ciddi anlamda öğrenme odaklı çalışmalar yapabiliyorlar.
Peki ya yapamayanlar? Sponsor bulamayanlar? Maddi destek alamayanlar? Onlar ne olacak?
Üniversite yönetimlerinin özellikle pratik anlamda öğretinin arttırılmasın yönelik ivedi çalışmalar yapması gerekmektedir. Bu sadece lojistik anlamda değil, pratiğin ihtiyaç duyulduğu tüm bölümlerde olmalı. Daha önce yazdığım bir yazımda “lojistik öğrencilerine daha çok pratik yapma hakkı tanınmalı” diyerek aslında onları mezun olduklarında sektöre hazır olmaları noktasında tecrübe kazandırılması konusunu ele almıştım.
Mesela üniversiteler, daha önce Prof. Dr. Okan Tuna hocamızın öncülüğünü yaptığı “Lojistik Laboratuvarları” daha geniş kapsamda mutlaka kurmalıdırlar.

Lojistik Laboratuvarlar
Firmaların önemli gider kalemlerinden biride lojistik harcamalardır. Firma sahipleri lojistik harcamaların maliyetlerini özellikle inceler ve lojistik satın alma faaliyetini yürüten yöneticiye hep şunu sorarlar; “Daha uygun fiyata bizim işimizi yapacak var mı? Piyasayı iyi araştırdınız mı?”
Daha uygun fiyattan kasıt; hem işimizi en sorunsuz şekilde yapacak, hem de fiyatı en uygun olacak bir lojistik şirketi ile yapılacak iş ortaklığıdır. Lojistik sektöründe memnuniyet o kadar değişkendir ki, X lojistik şirketinden çok memnun olan, sorunsuz hizmet aldığını söyleyen firmalar varken, aynı X lojistik şirketinden hiç memnun olmayan, daha önce çalışmış ve birçok problem yaşamış firmalarda mevcuttur. Burada bir satın almacı için önemli olan ana kıstas, firmanın ihtiyaçları doğrultusunda, firmanın yapmış olduğu lojistik aksiyonlar ışında firmasına en uygun lojistik şirketini bulmaktadır. Yapılan iş aynıda olsa, her lojistik şirketinin; kullandığı sistem, çalışan yapısı, aktarma operasyonları, iş aksiyonu akışı, iyi olduğu dağıtım bölgeleri, kötü olduğu dağıtım bölgeleri, hasar verme yüzdeleri, teslimat performansları ve en önemlisi fiyat politikaları farklıdır. Satın alma yöneticisi; şirketinin gönderdiği koli ebatlarından, bu kolilerin sirkülasyon analizlerinden, ürün sevk ettiği bölgelerin yoğunluk haritalarından, şirketinin yapmış olduğu; ithalat, ihracat, depolama, kargo, taşımacılık vb. tüm lojistik operasyonlara kadar her konuya vakıf olmalı ve şirketinin bu anlamda net olarak neler istediğini bilmelidir. Net olmayan ve analizsiz talepler, lojistik şirketlerinden alacağınız fiyatların yüksek olmasına sebep olacaktır.

Lojistik Satın Alma Kriterleri
Kargo firmalarının ciro kazanmak adına yapması gereken ilk aşamalardan biri kargo alımı yapmaktır. Adresten alım, şubeden alım gibi aksiyonlar ile bu operasyonlar gerçekleştirilerek alım operasyonları yapılmaktadır. Kargo firmalarının alım saatleri genellikle, (bireysel, kargoyu şubeye getiren müşteri hariç) 15.00 ile 18.00 saatleri arasındadır. Alım süreci bittikten sonra birde olayın, faturalandırma süreci vardır. Bu süreç aldığı tüm kargoların en kısa sürede faturalarının kesilip, koli barkotlarının yapıştırılıp, aktarma merkezine gidecek araca yükleyerek sevkini gerçekleştirmektir. Yani işin özü kargo şubeleri alım ve dağıtım olmak üzere iki ana unsur üzerinden tüm operasyonu yaparlar.
Şimdi gelelim olayın kargo veren firma boyutuna. Türkiye’de ki firmaları temel aldığımızda büyük bir çoğunluğu sabah 08.30 ile 18.00 saatleri arasında çalışmaktadır. Bu zaman diliminde ürünlerini üretir, hazırlar ve sevk ederler. Lakin tüm firmalar, ürünlerinin akşam saat 17.30 ile 18.00 saatleri arasında kargo firmaları tarafından alınmasını isterler. Sebebi ise mesai bitimine kadar en son müşteri siparişini bile hazırlayıp kargoya vermektir.
(daha&helliip;)
Lojistik yönetimi; Tedarik zinciri yönetiminin bir parçası olarak, müşteri ihtiyaçlarının karşılanmasında, ürünlerin başlangıç noktasından tüketildiği noktaya kadar ileri-geri hareketi, depolama-dağıtım faaliyetinin etkili ve verimli bir şekilde planlanması, uygulanması ve kontrol edilmesidir.
İdeal bir lojistik yönetiminde doğru ürünün, doğru zamanda ve düşük maliyet ile bulunması önemlidir. Dünya’da gelişen ticaret ağı, ekonomik ilişkiler, ihtiyaçlar ve bununla paralel olarak sürekli güncellenen mevzuatlar göz önüne alındığında, gümrükleme süreçleri de lojistik yönetiminin artık ayrılmaz bir parçası olmuş durumdadır.
Türk ekonomisinin 80’li yılların sonları itibari ile global dünya ile daha fazla entegre olması lojistik sektörünü de, ekonomimizin parlayan yıldız sektörlerinden birisi haline getirmiştir. Sektör de bu dönemde zaman kavramı önemli bir avantaj unsuru haline gelmeye başlanmıştır. 2000’li yıllarda ise artık zaman-süre kavramları yeterli olmamaya başlamış ve müşterilerin pazarını geliştirici bir hale de bürünmesi zorunlu olmuştur.






