Bir bayram lojistiği kavramı yoktu hayatımızda, ha işte o da oldu sonunda derseniz, hiç şaşırmam. Aslında yazının başlığı espri gibi algılansa da hiç de öyle değil, yani gerçekten de bayram lojistiği diye bir deyim kullanmak bence yerinde olur. Bayram döneminin, özellikle perakende sektörü için ne denli önemli, ne denli yoğun olduğunu düşündüğümüzde, bayram lojistiğinden ne anlamamız gerektiği de zannederim ortaya çıkmış oluyor. Bayram döneminin en önemli oyuncusu da işte bu sebepten ötürü, kargo ve dağıtım sektörü olarak lojistik içerisinde yerini almakta. Perakendeciler haklı olarak, bir yandan, bayram öncesi alışveriş yoğunluğundan maksimum düzeyde fayda sağlamaya çalışırlarken, bir yandan da var olan alışkanlıklarını çok da değiştirmeden minimum stokla ürünleri depolayıp, satışı destekler bazda mağazalarına mal pompalamayı ve böylelikle stok maliyetine de katlanmamayı hedefleyince, ortaya önemli bir gerilim filmi çıkıyor. (daha&helliip;)
Geçtiğimiz günlerde Dünya Ekonomi TV’deki programımda taşımacılıkta önemli bir yere sahip olan Ro-Ro üzerine bir sohbet gerçekleştirdik. Konuğum, Ekol Lojistik’in kurduğu Alternatif Transport firmasının Yöneticisi Eşber Horasan idi. Konuşmamızda yer alan bazı kritik başlıklara değineceğim, ancak önce Ro-Ro’lar hakkında kısa bir bilgi vermekte yarar var. Kelime olarak Roll On – Roll Off’un kısaltılması suretiyle oluşmuş Ro-Ro, kelime anlamı olarak, araç taşıyan gemilere araçların girmesi ve dışarı çıkmasına ilişkin sistemi ifade etmektedir. Yani günlük kullanımımıza baktığımızda, araç taşıyan gemiler olarak da ifade etmek mümkün. Özellikle yük taşıyan karayolu araçlarını taşıyan gemiler olarak ağzımıza yerleşmiş olan Ro-Ro kavramında, daha ziyade kendi imkanları ile yani tekerlekleri ile de araçların gemiye binebildiğini bilmekteyiz. (daha&helliip;)
Hep lojistikten ve ekonomiden söz edecek değiliz ya, bazen de biraz konuyu farklılaştırmak, olaylara farklı bir cepheden bakmak gerekir. Ekonomilerin büyümesinden, gelişmesinden; artan ihtiyaçlar ile farklı çözümler üretildiğinden, sürekliliğin ve inovasyonun faydalarından söz eder dururuz. Ama eminim ki bir çoğumuz da, zaman zaman “bu dünya neden var, düzen nasıl kurulmuş, ölüm nasıl bir şey, öldükten sonra başımıza neler gelecek” gibi felsefik konuları da düşünürüz. İşin içinden çıkamayınca da, düşüncelerimiz her ne olursa olsun, hayatın güzel olduğunu hatırlayarak, yaşamımızı sürdürürüz.
(daha&helliip;)
Lojistiğin kolay olanı da mı varmış sanki deyip, neymiş bakalım en zor lojistik acaba merakı ile yazımı okumaya başladığınızı sanki görüyor gibiyim. Tabi ki lojistik zor bir meslek, her parçasının kendi içerisinde zorluğu ve sıkıntısı var, adeta diğer meslek dallarında da olduğu gibi. Elbette iş dünyasında yer alan her mesleğin kendine göre zorluğu ve önemi farklı; ancak bana göre ne olursa olsun, eğer sağlıkla doğrudan temas eden bir işten söz ediyorsak, her zaman diğerlerinden daha önde geldiğini de kabul etmek lazım. İşte bu yüzdendir ki, sağlık sektöründe yer alanların kutsal bir meslek icra ettiklerini kabul etmiştir tüm Dünya.
(daha&helliip;)
Geçen hafta, Dünya’daki ekonomik ve siyasi çalkalanmalara değinmiş, bu hareketli ortamın her geçen gün yeni bir kaosa doğru gittiğinden ve bunun da ticareti karmaşık hale getirdiğinden söz etmiştim.
Genellikle ARC Eğitim ile yaptığım seminerlerde, ticaretin nasıl doğduğunu ve lojistiğin de ticaretin varlığı sebebi ile ortaya çıktığını anlatırım. Aslında düşündüğümüzde bütün iş dalları ticaretin varlığı ile ortaya çıkmamış mıdır. Dünya sadece Adem ile Havva’ya aitken herhalde çok rahat etmiş olmalılar, nasıl olsa her şey onlarınmış. İnsanların sayısı arttıkça, biri, öbürününkinin sahip olduğunu elde edebilmeyi istemiş. Bir taraf vermek istemeyince diğer taraf saldırıp zorla alır, kim kimi döverse (!) o taraf amacına ulaştırmış. Sonra bakmışlar, döv döv nereye kadar, nasıl olsa bir gün birisi de beni dövecek, daha medeni bir yol araştırmışlar. Ve insanlar, ticaretin başlangıç noktası olan takası keşfetmişler.
(daha&helliip;)