Taşımacılıkta uzun zamandır üzerinde konuştuğumuz bir terminoloji vardır. “Last Miles” adını verdiğimiz bu uygulama, Türkçe’ ye “Son Kilometre” olarak da tercüme edilebilir. Son kilometre, genellikle parsiyel taşımacılıkta taşıma aracının teslim edeceği son yük parçası için kat etmesi gereken yol olarak kullanılmaktadır. Yükünü dağıtarak ilerleyen bir aracın üzerinde, son teslimat için taşıma kapasitesinin çok altında bir yük kalmakta ve beklenen gelir bu yükün taşınması için gereken maliyeti karşılamamaktadır.
Lojistiğin gelişmesi ile stok yönetimi önem kazanmış ve taşımacılıkta seyrek olan komple taşımalar, yerini daha sık uygulanan parsiyel taşımalara bırakmıştır. Parsiyel taşıma sadece ülke içinde değil ülkeler arası, hatta intermodal taşımanın da içine girerek payını arttırmaktadır. Tedarik zinciri yönetiminin lojistik yönetiminin önüne geçmesi ile son kilometre kavramı daha da önem kazanmış ve sadece malların son teslimatı değil, yükleme yerine gelene kadar olan ilk taşıması, yani ilk kilometre taşıması da önem kazanmaya başlamıştır. Milk-run tedarik sisteminin devreye girmesi ile toplama araçlarının ilk kilometre performansları da konuşulmaya başlanmıştır.
(daha&helliip;)
Yurt içi taşımalarımızın ton/km olarak % 90’dan fazlasını karayolu ile yapıyoruz. Hangi taşıma, modunu teşvik edersek edelim mutlaka bir ucunda karayolu taşımasına ihtiyaç duyuyoruz. Karayolu taşıması çevreye verdiği olumsuz etkilerin yanında, yüksek maliyet ile lojistik giderlerimizi yükseltmekte ve satış fiyatlarımızın artmasına neden olmaktadır. Karayolu taşımamızın ton/km olarak maliyetinin azaltılması son derece önemlidir. Bunu sağlamanın bir yolu da araç başına taşıma tonajlarımızın ve hacimlerimizin artırılmasıdır. Bu zorlama ile ülkemizdeki kamyon satışları azalmakta, çekici satışları artmaktadır.
(daha&helliip;)
Yaşayan her canlı tüketmek zorundadır. Tüketim, bir taraftan üretimin temelidir. Üretim ve tüketim de lojistiği ortaya çıkartmaktadır. Üretim ile tüketimin farklı lokasyonlarda olması taşımayı zorunlu hale getirmektedir. Tüketimin mevsimsel olması, zaman içinde farklılık göstermesi, buna karşılık üretimin sürekli ve aynı seviyede yapılması arz ve talep dengesizliği yaratır ki; bu farkın yarattığı sorunları depolama ile çözeriz.
Tüketiyoruz ve tüketimimizin ilk sırasında gıda maddeleri gelmekte. Türkiye’de gıda pazarının yıllık 200 Milyar TL olduğu tahmin edilmektedir. Bu tutar evlerimizde tükettiğimiz ürünlerin ve evlerimizin dışında dolaylı olarak tükettiğimiz malzemelerin toplamıdır. Evlerimizin dışında tükettiğimiz malzemeler ise yemek yediğimiz restoranlarda, işyerimizde servis edilen yemeklerde, okullarda satılan ürünlerde, tatillerde kaldığımız güzel, açık büfeli otel yemeklerinde, pastahanelerde, kafelerde satın aldığımız gıda maddeleridir. Bunları ticari tanımına “ Ev Dışı Tüketim Malzemeleri “ adı veriyoruz. Bunların içine kısmen temizlik malzemeleri, kağıt, sarf malzemeleri de katılsa da ağırlıklı olarak gıda ürünlerinden söz etmekteyiz.
(daha&helliip;)
Tedarik zinciri hammaddeden başlayarak tüketime kadar olan süreç içinde, şirketlerin uzun dönem performanslarını arttırmak için, sürecin yönetimini ön görmektedir. Tanımı tersinden yorumladığımız takdirde; şirketlerin uzun dönem performanslarında düşme olduğu takdirde bunu tedarik zincirlerinin iyi yönetilmediklerine yorumlayabiliyoruz. Pazar paylarında düşme, karlılıklarında azalma, nakit darboğazına düşme, çalışan memnuniyetsizliği, müşteri mutsuzluğu, sermayedar tatminsizliği, ürün geliştirememe gibi performans kayıplarına düşen tüm şirketlerin tedarik zincirlerini yeniden yapılandırma zorunlulukları söz konusudur. Tedarik zincirleri iyi yönetilemiyordur.
(daha&helliip;)
Tedarik zinciri içinde ürün hareketi olan her işletme depo kullanmaktadır. Arz ve talebin bir birine eşit olmadığı her durum bize ürünlerimizi depolama zorunluluğu getirmekte. Sermayemizi bağladığımız, borçlanarak satın aldığımız, kredi borçlarımızın karşılığı olan depolarımızdaki mallarımıza piyasa terimi ile stok, işletme terimi ile envanter diyoruz.
Stoklarımızın çok dikkatli yönetilmesi gerekmekte. Talebi karşılayamayan bir stok seviyesi, müşteri memnuniyetsizliği yaratmakta, müşteri ve pazar payı kaybına neden olmaktadır. Her talebi karşılama telaşı da stok miktarlarımız arttırmakta, depolama maliyetlerimizi yükselmekte, finansal giderlerimizi şişirmektedir. Arz ve talebin dengelenmesi dediğimiz stok veya envanter yönetimi, artık stok kartlarımızda, kağıt ve kalemle hatta excel tablolarıyla da kontrol edilememektedir. Depo yönetimi yazılımı dediğimiz harika yazılımlar çıkmıştır ortaya. Bir depo içindeki her türlü hareketi planlayan, optimize eden, iş emrine bağlayan, operasyonu ölçen, sonucu raporlayan ve planlama ile sonuç arasındaki farkı ortaya koyan yazılımlar çalışmaktadır depolarımızda.
(daha&helliip;)