Dünya insanoğlu için daha kolay ve hızlı yaşanabilecek bir hale geldikçe, kirlenmesi de o denli hızlanmaya başladı.Tükettikçe artıklarımızın depolanması bir sorun olmaya başlamışken bir de ayağımıza kadar gelen ürünlerin doğaya olan olumsuz etkisi de iyiden iyiye kendini gösterir oldu. İki bin liralık telefonumuz Çin’den, koruma kılıfı Singapur’dan, bataryası Hong Kong’dan, İşlemcisi Amerika’dan gelince bu süreç gittikçe hızlanıverdi. Günümüzde ürünlerin yüzde 90’dan daha fazlası üretildikleri yerden farklı yerlerde tüketiliyor. Bu durum haliyle lojistik faaliyetlerin genişlemesine ve taşınan mal miktarının devamlı olarak artmasına sebep veriyor.
Üretim arttıkça doğa anadan hep daha fazlasını koparmaya başladık. Hem kopardık hem de işimizi bitince yine onun çaresiz kollarına atıverdik pisliğimizi. Şimdiyse geldiğimiz nokta da; kutuplardaki eriyen buzlardan, daha geçirgen hale gelen atmosferden, ve azalan orman örtüsünden üzüntüyle bahsediyoruz. Sanki biz yapmadık, sorumlusu biz değiliz.
(daha&helliip;)
Geride bıraktığımız son 30 yılda insanoğlu ekonomik ve politik anlamda oldukça büyük değişimler yaşadı. Eskiden devletlerin en büyük uğraşı toprakların sınırını çizmek ve bu sınırı korumak iken, günümüzde kırmızı çizgiler sadece hudutlarımızı belirlemek için olan sınırlar halini aldı.Devletlerin birbirlerine üstünlüğü silahlarıyla değil, ekonomileriyle kurduğu bir dönemde yaşıyoruz artık. Eski adıyla Küreselleşme yeni adıyla; Globalleşmenin etkilerini yaşadığımız günlük hayatta daha çok görüyoruz.
İnsanların artan tüketim ihtiyacı ve son dönemde oluşan bu konjonktür Lojistik Süreçlerin öneminin daha fazla artmasına ve uluslararası alanda uygulanabilirliğinin kolaylaşması için yapılan uygulamaların da desteklenebilir olmasına sebebiyet vermiştir.
(daha&helliip;)
Son yıllarda, kaynayan bir coğrafyada yaşıyoruz. Bölge ülkeleriyle sıfır sorun politikası uygulamaya çalışsakta, bölge ülkelerinde işler bazı nedenlerle (!) yolunda gitmiyor. Bu durumda haliyle belirsizlikleri ve tehditleri beraberinde getiriyor. Önceki bir yazımda da değindiğim gibi aynı eksende devam eden ilişkiler birden tersine dönebilirken, çoğu zaman devletlerin çıkarları birbiriyle ters düşüyor.
Dış politikada yaşanan bu gelişmeleri önceden öngörebilmek tam anlamıyla mümkün değilken, değişen koşullara uyum sağlayabilmek ve menfaatlerimiz konusunda da acil reaksiyon göstermek de bir o kadar elzem. Suriye’de yaşanan insanlık dışı olaylara kayıtsız kalmamak ne kadar gerekliyse, burada yaşanan sorunlardan ötürü değişen dengelerimizi, alışkanlıklarımızı yeniden kurabilmek için önlemler almak da bir o kadar zaruri bir durumdur.
(daha&helliip;)
Bir önceki yazımda Lojistikte farkındalık oluşturmak ve daha yaşanabilir bir dünya kurmak adına yapılan ve yapılması gereken ‘Yeşil Lojistik’ faaliyetlerine şirketler tarafından ne derece önem verildiği üzerinde durmuştum. Bu konuda yatırım yapan, imkanları dahilinde uğraş veren şirketlerin gereken önemi görmediğini, ve bu durumun rekabet edilebilirliği onlar açısından olumsuz etkilediğini açıklamaya çalışmıştım.
Şimdi sıra bu firmaların Yeşil Bir Lojistik süreç için yaptıklarını, Dünya üzerindeki örneklerini, yeşil lojistik uygulamalarının neler olduğunu, incelemeye ve dilim döndüğünce sizlere aktarmaya geldi.
(daha&helliip;)
Dünya insanoğlu için daha kolay ve hızlı yaşanabilecek bir hale geldikçe, kirlenmesi de o denli hızlanmaya başladı. Tükettikçe artıklarımızın depolanması bir sorun olmaya başlamışken bir de ayağımıza kadar gelen ürünlerin doğaya olan olumsuz etkisi de iyiden iyiye kendini gösterir oldu. İki bin liralık telefonumuz Çin’den, koruma kılıfı Singapur’dan, bataryası Hong Kong’dan, İşlemcisi Amerika’dan gelince bu süreç gittikçe hızlanıverdi. Günümüzde ürünlerin %90′dan daha fazlası üretildikleri yerden farklı yerlerde tüketiliyor. Bu durum haliyle Lojistik faaliyetlerin genişlemesine ve taşınan mal miktarının devamlı olarak artmasına sebep veriyor.
Biz tükettikçe, tükenen bir Dünya’dan bahsediyoruz artık. Sadece Lojistik anlamda değil, üretim ve diğer tüm alanlarda durum böyle; daha fazla elektrik, daha fazla doğal kaynak, daha fazla su…. Üretim arttıkça doğa anadan hep daha fazlasını koparmaya başladık. Hem kopardık hem de işimizi bitince yine onun çaresiz kollarına atıverdik pisliğimizi. Şimdiyse geldiğimiz nokta da; kutuplardaki eriyen buzlardan, daha geçirgen hale gelen atmosferden, ve azalan orman örtüsünden üzüntüyle bahsediyoruz. Sanki biz yapmadık, sorumlusu biz değiliz.
(daha&helliip;)




